Ben ekonomist değilim. Ancak yaşanan ekonomik krizin farkında olmak için sanırım ekonomist olmaya da gerek yok. Yaşadığımız durum, sadece yüksek veya hiper enflasyon kaynaklı bir hayat pahalılığı olayını çoktan geçmiş durumda. Hayat pahalılığı, tüm tüketim ürünleri ile birlikte özellikle dar gelirli vatandaşın sofrasında yer alan temel tüketim maddelerini de vurmuş durumda. Ülke insanı marketten alıp sofrasına koyduğu temel gıda maddelerindeki fiyat artışlarını, artık bütçesinde tolere edemez ve altından kalkamaz hale geldi. Market, pazar yangın yeri…

Yoksulluk sınırının 38 bin liraya çıktığı bir dönemde, açlık sınırı 12 bin liraya dayandı. Vatandaşın büyük çoğunluğu bu sınırların çok altında gelir düzeyine sahip. Üstüne üstlük Merkez Bankası sene sonu enflasyon tahminini 2,5 katına çıkararak %58’e yükseltti.

Ancak ağustos ayı başındaki yıllık enflasyon oranı %48 olarak açıklanmışken, bu oranların çok daha üstünde bir enflasyon oranı ile sene sonunda daha da ağır bir tabloyla karşı karşıya kalacağımızı söylemek için de öyle güçlü bir öngörüye sahip olmaya da gerek yok galiba. Üstelik konuşulan rakamlar TÜİK’in açıkladığı oranlar üzerinden. Vatandaşın iliklerine kadar hissettiği ağır tablo, açıklanan rakamların çok çok üstünde oranları içeriyor. Döviz kurlarının geldiği nokta, buna bağlı akaryakıt zamları ve akaryakıt zamlarını takip eden tüm sektörlerdeki yeni zam furyası. Vatandaşın mağduriyeti her geçen dahada artıyor.

Avrupa ülkelerinde asgari ücretle çalışan işçilerin diğer çalışanlar içindeki oranı çok düşük iken ülkemize bu oran %50’nin üzerinde. Asgari ücret maalesef ülkemizde genel ücret halini almış durumda. Buna mukabil; asgari ücretli halinden memnun değil. Memur memnun değil. Esnaf memnun değil. Emekli ise zaten perişan halde. Durumu en vahim olanlar ise onlar.

Evlatlarının desteği olmasa, emeklilerin vay haline. Kısa süre sonra okullar açılacak. Anne-babalar çocuklarına harçlık vermeyi bir kenara bırakın, okul çantalarına aperatif bir şeyler koymaya bile zorlanacak haldeler. Üniversite öğrencisi olan aileler ise şimdi, beslenme, barınma ve ulaşım giderlerindeki astronomik fiyat artışlarının altından, nasıl kalkacaklarını kara kara düşünüyorlar. Kira enflasyonu artık kontrolden çıkmış durumda. Bu durum önümüzdeki süreçte çok büyük toplumsal sorun olma yolunda.

Yazının başında söylediğim gibi bu durum 90’larda yaşanan hiper enflasyonlu dönemdekinden de beter bir şey haline geldi. Alım gücü o kadar düştü ki artık ev ve araç almak ütopyaya dönüştü. İnsanlar artık hayal bile kuramıyorlar. İşte burada geniş halk kesimlerinin umudunun kırıldığı bir noktaya geliyoruz. İnsanlar artık umutlarını kaybetmeye başladı. Gençler evlenemiyor, evlenenler geçinemiyor. Bu sarmal vatandaşı esir almış durumda. Bu işte en acı tablo…

Büyük umutlarla göreve gelen ekonomi bakanı Şimşek’in açıkladığı “Enflasyonun 2024 ortasından itibaren düşüşe geçmesini bekliyoruz” açıklaması ise bende tam bir hayal kırıklığına neden oldu.

Bu kadar zam, ilave vergi, kemer sıkmaya rağmen, 21 yıl sonra hükümet tarafından vatandaşa umut olarak bir yıl sonrası gösteriliyor. O da sonuca ulaşıldığı değil de iyileşmenin başlayacağı tarih. Başlayacağı da derken başlaması beklenen tarih.

Ölme eşeğim ölme. Yaz gelecek, yonca bitecek…

Sizin anlayacağınız tünelin ucunda bir ışık görünmüyor.

İcraatlarını tasvip etmesem de kendisi de enflasyon canavarını dizginleyememiş eski başbakan ve cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in enflasyon ile ilgili şu sözleri sanki bu günleri tarif eder gibi.

Ne demişti Demirel; “Türkiye'nin birinci sorunudur enflasyon. Hakikaten bugün, enflasyon dediğiniz halk günlük yaşar, halkın birinci sorunu geçim sıkıntısıdır. Esas enflasyon devletleri yıkan bir olaydır. Milletleri içinden bozan bir olaydır. Enflasyon, sadece pahalılık olayı da değildir. Ahlakı bozar, borcu olan borcunu ödemez, alacağı olan alacağını alamaz. Hırsızlıktan, soygundan, fuhşa kadar hemen hemen bütün yolları açar. Toplumun içini bozan bir olaydır. Onun için batılılar, enflasyona bir numaralı halk düşmanı derler. Tek kollu canavar derler. Batı enflasyondan fevkalade çekinir…”

Genç nüfusu, etkin çalışma gücü, yer altı ve üstü kaynakları, mümbit tarım arazileri, inançlı, azimli, kararlı ve çalışkan insanı varken, ülkemizin bu durumu hak etmediğini düşünüyorum.

Her şeye rağmen ümidimizi kaybetmeden, daha güzel günlerde buluşmak dileğiyle, kalın sağlıcakla…